🪸 Aile Hayatı Ile Ilgili Kıssalar
DEDİKODUYLAİLE İLGİLİ YAŞANMIŞ İBRETLİK OLAY. 560 36. Okyanus_Gibi tarafından. +. Kendimce dinimi yaşamaya çalışan tesettürlü bir Bayanım Ardahan'ın küçük bir kasabasında yaşıyorum. Bir dini sohbet sonrası yine arkadaşlarla muhabbeti koyulaştırmıştık. Nasıl olduysa yine konu birilerinin üzerine geldi. +.
Daimîbir hayat sahibi ancak O'dur. O'ndan başka ilâh yoktur. Onun için dini halis kılarak O'na, hep O'na yalvarın. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. (MÜMİN/65) Sen, ölümsüz ve daima diri olan Allah'a güvenip dayan. O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak O yeter. (FURKAN/58) -
Kadınkıssalarını okuduğumuz da kendi dönemlerinde yaşayan kadınların, inanç, ahlak, sosyal ve ekonomik durumları hakkında bilgi sahibi oluruz. Bu sayede günümüzde kadının yeri ve konumu hakkında da kıyas yapmamız mümkün olmaktadır. Kur’an’ı Kerim kişinin kendi yaptığı ameliyle ancak kendi kurtuluşunu
Evlilikile İlgili Konular - EN İYİ İSLAMİ PAYLAŞIM SİTESİ GÜZEL PAYLAŞIMLARDA BULUNULMASI DİLEKLERİMİZ İLE EN-NİSA FORUM AİLESİ
Kuranı Kerimde var olan kıssalardan bazılarını zikretmek suretiyle meselenin izahını yapmaya çalışalım. Mesela .71.72.73. ayetlerinde geçen kıssaların temsili ve sembolik olduğunu iddia etmektedirler. Şimdi bu ayetlere ve mealine bakalım ne göreceğiz. "Hani Mûsa kavmine, "Allah siz bir sığır kesmenizi
EğitimÖğretim İle İlgili Belgeler > Belirli Gün Ve Haftalar İle İlgili Tüm Belgeler. AİLE HAFTASI - ULUSLARARASI AİLE GÜNÜ İLE İLGİLİ TÜM BELGELER "Aile Haftası (15 Mayısı İçine Alan Hafta)" İle İlgili Yararlı Olabileceğini Düşündüğümüz Sizler İçin Özenle Hazırlanmış Yazılar Ve Şiirler
Sadakai Câriye Evlâtlar Yetiştirebilmek. Osman Nuri Topbaş 1 Eylül 2021 5 Ocak 2022. 1 Eylül 2021. 5 Ocak 2022. Şebnem Dergisi, Yıl: 2021 Ay: Eylül Sayı: 199 Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh-’tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “İnsan ölünce,
wruX. Güneşli bir gündü. Ak sakallı üç yaşlı adam yolda dolaşıyordu. Güzel, küçük bir ev gördüler ve eve girmeye karar verdiler. Yaşlı adamlar kapıyı çaldı. Bir bayan kapıyı açtı. Yaşlı adamlar ailenin tüm üyelerinin evde olup olmadığını sordular. Bayan, Ben ve kayınvalidem buradayız. Kocam ve çocuklarım akşam eve dönecekler. Size nasıl yardımcı olabilirim? Yaşlı adamlar ona ailenizin bütün fertleri eve dönene kadar bekleyeceğiz’ dedi. Bayan cevap verdi, Çok yorgun ve zayıf görünüyorsunuz. Size biraz yiyecek getireceğim. Biraz dinlenin lütfen. Hayır aç değiliz ve hiçbir şeye ihtiyacımız yok dediler. Akşama kadar bekleyeceğiz. Bayan, bu üç kişinin kim olduğu hakkında hiçbir fikri olmadığı için biraz endişelendi. Nihayet akşam oldu çocuklar ve babaları eve geldiler. Tüm aile kim olduklarını merak ettikleri bu üç yaşlıyı karşıladı ve evlerinin içine girmeleri için davet etti. İlk yaşlı adam aileye Çok üzgünüm. Hepimiz evinize gelemiyoruz. Hepimiz eve giremeyeceğimiz için aramızdan birini seçmelisiniz. Ailenin kafası karıştı, Adamlardan birincisi “Ben AŞK. Evinizde sonsuza dek sevgi ve barışa sahip olmak istiyorsanız, beni seçin. İkincisi Ben servet! Size muazzam bir zenginlik veririm. Üçüncüsü ise, Ben başarıyım. Tüm girişimlerinizde size başarı sağlarım’ Şimdi aramızdan birini seçmelisiniz ve seçtiğiniz kişi evine girecek. Aile, seçim için tartışmaya başladı. Bayan çok zengin olmadıkları için serveti davet etmek istedi. Ancak, babaları bunu reddetti ve başarıyı davet etmek istedi ve onunla dünyaya çok başarılı olduğunu kanıtlamak istiyordu. Çocuklar ve yaşlı kadının düşünceleri farklıydı. Sevgiyi davet etmek istediler, böylece aile sonsuza dek mutlu kalacaktı. Aile bir süre konuştuktan sonra, çocukların ve yaşlı kadının arzusunu yerine getirmek için sevgiyi davet etmeye karar verdi. Tüm aile üç adama yaklaştı ve onlarla kalmaları için sevgiyi davet etti. Bunu duyan, üç yaşlı adam da mutlu bir şekilde eve girdi. Bu duruma tüm aile çok şaşırdı. Başarı eğer seçiminiz aşktan başka bir şey olsaydı, sadece o sizinle olacaktı. Servet seçilmiş olsaydı sadece servet sizinle olacaktı. Siz sevgiyi seçtiniz yani hepsini. Sevgiyle dolu yer, bolluk refah ve başarı ile dolu olacaktır. Sevgiyi paylaşın ve Sevgiyle kalın!
Şura/20- Her kim ahiret kazancını isterse, biz onun kazancını artırırız, her kim de dünya kazancını isterse ona da ondan veririz, ama onun ahirette hiçbir nasibi yoktur. Ra’d/26. Allah, dilediği kimseye rızkı genişletir de, daraltır da. Onlar ise dünya hayatı ile ferahlanmaktalar. Oysa dünya hayatı ahiret hayatının yanında bir yol azığından ibarettir. Lokman/33- Ey insanlar! Rabbinizden sakının ve bir günden korkun ki, baba çocuğuna hiçbir fayda veremez. Çocuk da babasına hiçbir şeyle fayda sağlayacak değildir. Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. O halde dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o çok aldatıcı şeytan sizi Allah’ın affına güvendirerek aldatmasın. Hadid/20. Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bu, tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azab; Allah’tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir. Muhammed/36- Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Eğer iman eder kötülükten sakınırsanız, Allah size mükâfatınızı verir. Ve sizden bütün mallarınızı harcamanızı da istemez. Al-İ İmran/ 14- İnsanlara kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden aşırı sevgiyle bağlanılan şeyler çok süslü gösterilmiştir. Halbuki bunlar dünya hayatının geçici faydalarını sağlayan şeylerdir. Oysa varılacak yerin ebedî hayatın bütün güzellikleri Allah katındadır. Yunus/24- Dünya hayatının misali şöyledir Gökten indirdiğimiz su ile, insanların ve hayvanların yediği bitkiler birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü süslerini takınıp süslendiği ve sahipleri kendilerini ona gücü yeter sandıkları bir sırada, geceleyin veya gündüzün, ona emrimiz gelivermiştir, ansızın ona öyle bir tırpan atıvermişiz de sanki bir gün önce orada hiçbir şenlik yokmuş gibi oluvermiştir. Düşünen bir kavim için âyetlerimizi işte böyle açıklarız. Kehf/45- Ey Muhammed! Sen onlara dünya hayatının misalini ver. Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkileri her renk ve çiçekten birbirine karışmış, nihayet bir çöp kırıntısı olmuştur. Rüzgarlar onu savurur gider. Allah her şeye muktedirdir. Nur/ 37- Birtakım insanlar Allahı tesbih ederler ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar. HADİS-i ŞERİF * Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın ashabından olan Ebu Hallâd radıyallahu anh anlatıyor“Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki “Bir kimseye dünyaya karşı zühd ve az konuşma hasletlerinin verildiğini görürseniz ona yaklaşın ve sözlerini dikkatle dinleyin. Çünkü o hikmetli sözler eder-veya ona hikmet ilham edilir-” * Sehl İbnu Sa’d es-Sâidî radıyallahu anh anlatıyor “Bir gün Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’a bir adam gelerek “Ey Allah’ın Resülü! Bana öyle bir amel gösterin ki, ben onu yaptığım taktirde Allah beni sevsin, halk da beni sevsin” dedi. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm “Dünyaya rağbet gösterme, Allah seni sevsin, insanların elinde bulunanlara göz dikme ki onlar da seni sevsin!” buyurdular.” * Hazreti Enes radıyallahu anh anlatıyor “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm hastalanmıştı. Sa’d İbnu Ebi Vakkâs geçmiş olsun ziyaretine gitti. Yanına varınca Selman’ı ağlıyor buldu. Sa’d “Niye ağlıyorsun? Ey kardeşim, sen Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’a arkadaşlık etmedin mi, şöyle değil mi, böyle değil mi diye ağlamasını abes kılan bir kısım faziletleri hatırlattı. Selman radıyallahu anh şu cevabı verdi “Ben şu iki şeyden biri için ağlamıyorum “Ben ne bir dünya düşkünlüğü ne de ahiret gafleti sebebiyle ağlıyor değilim. Beni ağlatan Resülullah aleyhissalâtu vesselam’ın bir ahdidir. O bana bir husus ahdetmişti, şimdi kendimi o ahdi tecavüz etmiş görüyorum.” Sa’d “Resülullah size ne ahdetmişti ?” diye sordu. Selmân “Aleyhissalâtu vesselâm bana “Birinize dünyalık olarak bir yolcunun azığı kadarı yeterli” diye ahdetmişti. Ben kendimi bu haddi aşmış görüyorum. Sana gelince, ey Sa’d! Hüküm verdiğin zaman hükmünden, hak taksim ettiğin zaman taksiminden, bir şeye yöneldiğin zaman niyetinden Allah’tan kork.” Ravilerden Sâbit der ki “Selman radıyallahu anh’ın vefat ettiğinde geriye nafaka olarak sadece yirmi küsur dirhemlik bir mal bıraktığı haberi bana geldi.” * Hazreti Osman İbnu Affân radıyallahu anh anlatıyor “Zeyd İbnu Sa’bît radıyallahu anh gün ortasında Halife Mervan’ın yanından çıkmıştı. Ben “Bu saatte, Zeyd’i mutlaka sormak istediği bir şey için çağırmıştır” diye düşündüm ve kendisine kanaatimi söyledim. Zeyd “O bize, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’dan işittiğimiz bazı şeyler sordu. Ben Aleyhissalâtu vesselâm’ın “Kimin emeli dünya olursa Allah onun işini aleyhine darmadağın eder, fakirliği iki gözünün arasında kılar, dünyadan eline geçen miktar da kaderinde yazılandan fazla olmaz. Kimin de kasdi ahiret olursa, Allah, onun dağınık işini lehinde toplar, zenginliğini kalbine koyar, dünya nimetleri ona koşarak kendiliğinden gelir” sözünü anlattım.” * Abdullah İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki “Kim gam ve tasalarını bire indirir ve sadece ahiret tasasına gönlünde yer verirse, onun dünyevi gamlarını Allah izale eder. Kim de gam ve tasalarını dünya ahvaline dağıtacak olursa, Allah onun, vadilerden hangisinde helak olacağına aldırış etmez.” * Sehl İbnu Sa’d radıyallahu anh anlatıyor “Biz hacc sırasında Zülhuleyfe’de Resülullah aleyhissalâtu vesselam ile beraberdik. O, birden şişkinlikten ayağı havaya kalkmış bir davar ölüsüyle karşılaştı. Bunun üzerine “Şu lâşenin, sahibine ne kadar değersiz olduğunu görüyor musunuz? Nefsimi elinde tutan Zât-ı Zülcelâl’e yemin olsun, şu dünya, Allah yanında, bunun sahibi yanındaki değersizliğinden daha değersizdir. Eğer dünyanın Allah katında sivrisineğin kanadı kadar değeri olsaydı, kâfire ondan ebediyen tek damla su içirmezdi” buyurdular.” * Ebu Ümâme radıyallahu anh anlatıyor “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki “Benim nazarımda en ziyade gıbta etmeye değer kimse şu evsafı taşıyan kimsedir Dünyevi yükü ve hâli hafif, namazdan nasibi fazla, insanlar içinde adem-i şöhretle gizli kalmış ve kendisine cemiyette iltifat edilmemiş mü’mindir. Onun rızkı zaruri ihtiyaçlarına yetecek kadardı, o buna sabretti, ölümü de çabuk geldi, az miras bıraktı, kendisi için mâtem tutan kadın da az oldu.” * Esmâ Bintu Yezid radıyallahu anhâ anlatıyor “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir gün “Size en hayırlınızı haber vereyim mi?” diye sordu. “Evet! Ey Allah’ın Resûlü!” dediler. “Sizden o kimseler en hayırlıdır ki, onları görenler aziz ve celil olan Allah’ı hatırlarlar” buyurdular.” * İmrân İbna Husayn radıyallahu anh anlatıyor “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki “Şurası muhakkak ki, Allah Teâla hazretleri, maddeten fakir, çoluk çocuk sahibi olup dilencilik ve haram kazançtan kaçınan mü’min kulunu sever.” * Abdullah İbnu Ömer radıyallahu anh anlatıyor “Muhacirlerin fakirleri, Allah’ın, zenginleri kendilerinden mali ibadetler yönüyle daha üstün kıldığı hususunda dert yandılar. Aleyhissalâtu vesselâm onlara “Ey fakirler cemaati! Ben sizi, fakir muhacirlerin, cennete zenginlerinden, dünya ölçüleriyle beşyüz yıl olan yarım gün önce gireceklerini müjdelemeyeyim mi?” buyurdular.” Bu hadisi rivayet eden Musa rahimehullah şu ayeti okudu “Ve şüphesiz, senin Rabbin katındaki bir gün sizin saymakta olduğunuz bin yıl gibidir” Hacc 47. Yine Tirmizi İbn-i Ömer’den rivayet ediyor “Dünyada garip gibi yaşa. Veya bir yolcu gibi ol. Kendini ölmeden önce kabir ehlinden say!” “Dünya hayatınızda bütün güzel şeylerinizi harcayıp tükettiniz; onların zevkini sürdünüz” âyetinin mazmûnunca, dünyada tadılan meşrû-gayr-ı meşrû her nimet ve lezzet, ahiretin lezzet ve nimetlerinden bir şeyler noksanlaştırır. Yalnız, burada dikkat isteyen bir nokta vardır ki, o da şudur“Lezzetten eksilme, muâheze olunmak “sorguya çekilmek” demek değildir. İnsan, meşrû dairede aldığı lezzetlerden Âhiret’te muâhezeye tabi tutulmaz; fakat, burada tattığı lezzet ve faydalandığı nimetler ölçüsünce, Ahiret’teki mükâfat ve tadacağı lezzetlerden eksilme olur. Dünyanın üç yüzü var. Birinci yüzü, Cenâb-ı Hakkın esmâsına bakar; onların nukuşunu gösterir, mânâ-i harfiyle, onlara âyinedarlık eder. Dünyanın şu yüzü, hadsiz mektubât-ı Samedâniyedir. Bu yüzü gayet güzeldir; nefrete değil, aşka lâyıktır. İkinci yüzü, âhirete bakar; âhiretin tarlasıdır, Cennetin mezraasıdır, rahmetin mezheresidir. Şu yüzü dahi, evvelki yüzü gibi güzeldir; tahkire değil, muhabbete lâyıktır. Üçüncü yüzü, insanın hevesâtına bakan ve gaflet perdesi olan ve ehl-i dünyanın mel’abe-i hevesâtı olan yüzdür. Şu yüz çirkindir. Çünkü fânîdir, zâildir, elemlidir, aldatır. İşte, hadîste vârid olan tahkir ve ehl-i hakikatin ettiği nefret, bu yüzdedir. Hazreti Osman, kölesi ile bir yerden geçiyordu. Bir ağacın altında herkesten uzak vaziyette yatan Ebu Zerri Gıffari hazretlerini gördü. Ebu Zerr, eshabın maddeten en fakirlerinden biri idi. Hz. Osman yanındaki kölesine bir kese altın verdi “Git bunu şu ağacın altında yatan adama ver. Eğer dediğimi yaparsan seni azad edeceğim” dedi. Hazreti Osman’ın bu müjdesine sevinen köle, mutlaka parayı verebileceği ümidiyle uyuyan adamın yanına varıp uyanmasını bekledi. Bir müddet sonra Ebu Zerr Hazretleri uyanmıştı. Köle “Al bu keseyi… “ diye rica ettiyse de Ebu Zerr, kabul etmiyordu. Köle ısrar ederek “Eğer bu altınları alırsan kölelikten kurtulacağım. Sen benim azad olmamı istemez misin?” diye söylediğinde O”senin kölelikten kurtulmanı ben de isterim ama, ben onu alırsam sen hür olacaksın, ben köle olacağım. Sen benim köle olmamı ister misin? Diyerek parayı almayı kabul etmedi.” DÜNYADA CENNET NİMETLERİNİ YEME Salihlerden bir kimse çok fakir olup dünyalık hiçbir şeye malik olmadığı için ailesi “bu hale nasıl sabredelim. Cenab-ı Hak’tan bir miktar dünyalık istesek olmaz mı?” diye, gece-gündüz efendisi ile münakaşa edermiş. Nihayet o salih zat da dua eder ve duası kabul buyurulur. Bir de ailesi bakar ki evin köşesinde, altında bir kerpiç bulunur ve hemen efendisine getirir, ihtiyaçlarını karşıla diye verilir. Efendisi o gece rüyasında görür ki, cennette bir köşk içinde bulunuyor. Lakin köşkün bir kerpici eksik olduğu için güzelliğinde eksiklik vardır. O kerpicin ne olduğunu sorunca “dünyada sana verilmişti” derler. Uyanınca hemen bunu ailesine anlatır. Kadın da dünyayı istediğine pişman olur. Efendisi tekrar “Ya Rabbi, bana dünya gerekmez. O kerpici geri yerine gönder” diye dua eder. Bakarlar ki, evin köşesinden kerpiç kaybolmuştur. Hadis-i şerifte buyurulmuştur ki Bir kimsenin dünyada yediği lokmanın karşılığı, ahiretteki hissesinden eksilir. BİR KAÇ DAKİKA TAHTA ÇIKMA Halife Harun Reşid’in kardeşi Behlül Dane hazretleri bir gün kardeşinin tahtına geçip oturmuştu. Birkaç dakika oturmadan hemen sarayın hizmetçileri görürler. Behlül Dane hazretlerini tahtan indirdikleri gibi bir de temiz bir dayak atarlar. Behlül ağlamaya da başlamıştı. O anda saraya Harun Reşid gelerek Behlül’ün niye ağladığını sordu. Oradakiler Behlül’ün büyük ve affedilmez bir hata ettiğini, tahta çıkıp oturduğunu, kendilerinin de tahttan indirip dövdüklerini söylediler. Ağabeyinin ağlamasına üzülen Harun Reşit “Behlül böyle hatalardan dolayı dövülür mü?” deyip özür diledi. Behlül Dane hazretleri kardeşine “Kardeşim ben beni dövdüler diye ağlamıyorum. Ben birkaç dakika tahta çıkmakla bu kadar dayak yedim, yarın senin durumun ne olur, ne kadar dayak yiyeceksin diye düşünüyor ve onun için ağlıyorum” dedi. Bu sözler Harun Reşid’in gözlerini yaşarttı… “O halde söyle nasıl hareket edersem kurtulurum” dedi. Hazret şu tavsiyede bulundu “Adaletle hükmet, kimseyi incitme, millet senden memnun olup sana dua etsinler. Ancak o zaman kurtulursun. DÜNYA KİMSEYE YÂR VE RÂM OLMAMIŞTIR Dünya, işvebaz bir kadın gibidir. Gönül kapıcıdır. Fakat hiç kimseye yar ve ram olmamıştır. Malik bin Dinar’dan – Her kim dünyaya evlenme teklifinde bulunursa ondan mehir bedeli olarak, dininin tamamını ister. Dünya süslü, bezekli bir gelin gibi herkesin yüzüne gülmüş, fakat kimseyle bu keyfiyetini anlayan zatlar, ona yüz vermemişlerdir. HAM MEYVE Hazreti Mevlana anlatıyor – Bu dünya bir ağaç gibidir. Biz de bu alemin yarı ham, yan olmuş meyveleri gibiyiz. Ham meyveler dala iyice yapışır. Oradan kolay kolay kopmazlar. Çünkü ham meyve, köşke, saraya lâyık değildir. Bu dünyadan başka hayat tanımayanlar ham meyve gibi, dünyadan ayrılmak istemezler. Çünkü, Allah’ın huzuruna, sultanın sarayına, cennete çıkacak ne yüzleri, ne de olgunlukları vardır. Allah, insana cennete ehil hale gelecek imkânı verir. Hatta her şey onu cennete sevk eder. Ermesini, olmasını destekler. Rüştlerini isbat edip şaşırmayanların yolu cennete çıkar. PADİŞAHIN OĞLU Bir padişahın çok yiğit bir oğlu vardı. İçi ve dışı hünerlerle bezenmişti. Padişah bir gece rüyasında oğlunun öldüğünü gördü büyük bir ıstırap içinde kıvranmaya başlamıştı ki uyandı. Uyanınca bunun rüya olduğunu görüp bu seferde sonsuz bir sevinç içinde kaldı ve kendi kendine “Bu sevincimin sebebi rüyadaki kederdi. Allah, bir sebep ihsan edip beni sevindirdi.” düşündü “Soyumun devamı için oğlumu evlendirmem lâzım, oğluma kötü bir padişahın kızını almaktansa iyi bir kişinin soyundan bir kız almam daha iyi.” dedi. Şehzadenin annesi bu işten haberdar olunca “Oğlumuzu bir yoksulla mı akraba yapacaksın?” dedi. Padişah “Temiz bir kişiye yoksul demek hatadır, çünkü temiz kişilerin gönülleri zengindir bu da Allah vergisidir.” dedi. Uzun münakaşalardan sonra nihayet padişahın dediği oldu. Padişah oğluna yaradılışı güzel ve temiz bir kız aldı. Kızın güzellikte eşi yoktu, huyu ve ahlâkı da yüzü gibi güzeldi. Padişah oğluna o güzel kızı aldı almasına lâkin o güzelim şehzadeye ihtiyar bir büyücü de aşık olmuştu. O büyücü kocakarı şehzadeye öyle bir büyü yaptı ki şehzadeyi kendine aşık etti. Şehzade o dünya güzeli kızdan yüz çevirerek, kocakarı büyücüye yöneldi. Şehzade tam bir yıl o karıya esir oldu. O kokmuş karının ayakkabısının tasmasını öpüp duruyordu. Padişah pek çaresiz kaldı, gece gündüz kurbanlar kestirerek sadakalar verdi. Ne çare varsa başvurdu. Fakat oğlan gittikçe daha da kocakarıya bağlandı. Aradan aylar günler geçti nihayet bu işten haberi olan iyi kalpli bir büyücü çıkıp geldi. Şehzadeyi o büyücünün esiri olmaktan kurtardı. Şehzadenin aklı başına gelince koşarak babasına geldi. Padişah şenlik yaptırdı. Öyle büyük şenlik oldu ki şehrin köpeklerinin önüne bile gül suyundan şerbet kondu. Büyücü kocakarı da üzüntüsünden geberdi. Şehzade gelinin yanına giderek onun aydan daha parlak yüzünü görünce, aklı başından gitti, düşüp bayıldı. Tam üç gün aklı başına gelmedi. Bir yıl sonra babası söz arasında “Oğlum o büyücü kocakarıyı bir hatırla bakalım, o günler ne günlerdi.” dedi. Şehzade “Bırak baba, dedi. Ben gerçeği hakiki yerimi, gerçek sevgiyi buldum, aldanma kuyusundan kurtuldum.” dedi.
“Aile” sözcüğü, Arapça bir kavram olup, etimolojik olarak kök anlamı, “Karşılıklı birbirine muhtaç olan, birbirine dayanan ve güvenen bir topluluk“ şeklindedir. Toplumların geleceğini inşa etmede, ailenin rolü büyük önem arz etmektedir. Dayanışma, yardımlaşma, ilgi, fedakârlık prensipleri üzerine inşa olunan bir aile, temelleri sağlam, geleceği olan örnek bir ailedir. Ailenin iki temel sütünü vardır. Bunlar, Anne-babalardır. Anne-baba, aynı zamanda biri yekdiğerinin eşi durumundadır. Her bir eşin fonksiyonu, sorumluluğu, yapısı, yaratılış fıtratı farklı farklıdır. Herkes kendi rolünü oynar. Görevler farklıdır Giydiğimiz ayakkabı çiftlerinin her biri, yekdiğerinin eşidir. Sağ ayağımıza giydiğimiz ayakkabı, sol ayağımıza giydiğimiz ayakkabının eşidir. Sağ ayakkabı, sağ ayak ve sol ayakkabı, sol ayak içindir. Tersine bir davranış hem ayaklar hem de ayakkabılar için bir zülümdür. Aileyi oluşturan eşler de bulundukları pozisyonda kalarak fıtrata uygun bir hayatı inşa etmeleri en uygun yoldur. Erkeğin, erkek olarak, kadının da kadın olarak rolünü icra etmesi fıtratın gereğidir. Erkek, erkek olarak güzeldir. Kadın da kadın olarak… Karşı cinse benzemeye çalışmak, sağ ayakkabıyı sol ayağa, sol ayakkabıyı sağ ayağa giydirmeğe benzer ki, bu çelişkili durum her iki tarafa da haksızlık olur ve yaratılış fıtratına aykırıdır. Meyve verir Aile suya, karı-koca da suyun elementleri olan oksijen ve hidrojene benzetilir. Oksijen ve hidrojen ayrıştığında, suyun varlığı sona erdiği gibi yanıcı ve yakıcı özelliği olan bu elementler, fonksiyonlarını icra ederken, “yanma” ve “yakma” özellikleriyle sadece kendilerine değil, yakın ve uzak çevrelerine ve sonuçta bütün bir insanlığa, telafisi zor zararlara ve tahribatlara yol açarlar. Bu iki element uyum ve dayanışma içinde, yaratılış fıtratına uygun tarzda kendi rollerini oynarlarsa, “ab-ı hayat” demek olan hayat suyunu oluşturup, tüm canlı organizmalara hayatiyet kazandırır. Aileler de böyledir. Karı-koca birlikte, uyum, dayanışma ve sorumluluk bilinciyle bir hayatı inşa ederlerse, bu dünya hayatını adeta cennete dönüştürürler. Böyle bir aile ortamı içinde büyüyen çocuklar da “Dünya hayatının ziyneti” hükmünde birer meyve oluverirler. Bu meyve tatlı olmalı ve insanlık ailesinin bu meyveye çok ihtiyacı var. Böylesi aileler toplumun örnek aileleridir. Böyle ailelerden oluşan toplumlar da örnek toplumlar olarak, mutlu ve müreffeh bir hayatı yaşamanın hazzını yaşadıkları gibi büyük bir onur da ortaya koyarlar. Aksine, eşler ayrılınca ortada aile diye bir şey kalmaz. Suyun hidrojen ve oksijen elementleri gibi, ortada kalan çocuklar da yanıcı ve yakıcı özellikleriyle kontrol edilmezlerse toplumun başına büyük bir bela olurlar. Çünkü toplumun kaynağı ailedir. Bu kaynak kurursa, insanlık da kurur, bu kaynak bulanırsa toplumlar da bulanır ve çözülme kaçınılmaz hale gelir. Toplumun kurtuluşu bu kaynağa bağlıdır. Bu kaynak yaşatılmalı. Bu kaynağa sahip çıkılmalıdır. Bu kaynak duru ve berrak olmalı. Geleceğimizi inşa ederken, temel kaynağımız hiç kuşkusuz ailedir. Varlığımız ve geleceğimiz bu kaynağa bağlıdır. Küçük evren Nasıl ki, hücreler insan anatomisini, damlalar okyanusları, tuğlalar binaları, aileler toplumları oluşturuyorsa, anne-baba ve çocuklar da aileyi oluşturur. Nasıl ki bedenin sağlığı hücrenin sağlığına, binanın sağlamlığı tuğlaların sağlamlığına ve okyanusun nezih-temiz ve sıhhatli oluşu onu oluşturan damlaların nezih ve temiz oluşuna bağlıysa, sağlıklı toplumlar ve sağlıklı aileler de sağlıklı bireylere bağlıdır. “Küçük evren” demek olan insanın yetişmesinde büyük emeği olan ve ailenin temel sütununu oluşturan annedir. Çocuğun terbiyesinde en stratejik görev anneye düşmektedir. Kültürümüzde yuvayı dişi kuş yapar söylemi çok yaygındır. Evi, derleyip toparlayan annedir. Anne hem evi fiziki olarak derleyip toplar, hem de evde huzur kaynağı olarak ruhları derler toparlar. Birlikte atan yürekler böylece aileyi oluşturur. Ruhların her biri bir yere dağılmışsa ona aile demek mümkün değildir. Aile içinde birlikte sofraya oturmak, birlikte bir kitap okumak ya da birlikte bir aktivite yapmak ailenin birbirine bağlı kalmasında önemlidir. Modern hayat içinde kimisi televizyon dizilerine kapanır, kimisi tabletini, kimisi telefonunu alıp bir köşeye çekilirse ailenin ruh çatısı çökmüş olur. Ailenin reisi Annenin yeri çok özel ve farklıdır. Sağlıklı bireylerin yetişmesinde anneden sonra babanın rolü önemlidir. Ailenin reisi konumunda olan babalardır. Fıtraten buna uygun olan babadır. Babalar, ailenin temel sütunudur. Aileyi ayakta tutan hem maddi geçimini sağlayan hem de aile bireylerinin iç donanımlarının ihtiyaç duyduğu gereksinimleri yerine getirme sorumluluğu ile hareket eden, eşine ve çocuklarına örnek olan ve bütün bunları yaparken, bundan haz duyan, işini yaparken işini yaşayan, şikâyet etmeden şükreden, şükrün ve hamdın gölgesinde hayatını inşa eden müstesna şahsiyetlerdir. Babalar, yüklendikleri yükün altında ezilmezler. Zira babalık yükünü taşımaktan onur duyarlar. Bu onurla, insanlık camiasına katkı yaptıklarının bilincindedirler. İyi insan yetiştirmenin hazzını duyarlar. F. Yılmaz Yüceler, “Başarının Kilometre Taşları” adlı eserinde, babanın önemini çocukla olan iletişimi bağlamında şu şekilde açıklar. “Çocuklar babaları hakkında ne düşünür? 6 yaşında Babam her şeyi biliyor. 10 yaşında Babam her şeyi biliyor. 15 yaşında Ben de babam kadar biliyorum. 20 yaşında Şu muhakkak ki, babamın öyle pek fazla bir şey bildiği yok. 30 yaşında Bir kere de babamın fikrini sorsam, fena olmayacak. 40 yaşında Ne de olsa babam bazı şeyleri biliyor. 50 yaşında Babam her şeyi biliyor. 60 yaşında Ahh! Babam hayatta olsaydı da kendisine bir danışabilseydim.” Prof. Dr. Şemsettin Dursun/ Benzer Yazılar Saygıdeğer eşim
Aile hayatı nedir? İslam’a göre aile hayatı nasıl olmalıdır? Huzurlu bir aile hayatı için neler gereklidir? Aile hayatının ilke ve amaçları nedir? Diyanet’in İlmihal-2 “İslam ve toplum” kitabında yer alan bilgilere göre, aile hayatı hakkında merak edilenleri derledik. AİLE HAYATI NEDİR? Kur'ân-ı Kerîm, erkek ve kadının bu dünyadaki yalnızlığının karşı cins ile giderildiğini belirtmektedir "Size onlar sayesinde veya onlarla huzur ve sükûnete ermeniz için kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet halketmesi O'nun kudretinin alâmetlerindendir. Bunda düşünen bir topluluk için işaretler vardır" er-Rûm 30/21. Fakat bu rahatlama ve sükûnet bulmayı sadece cinsel ihtiyacın karşılanması ve zevk alma anlamında değerlendirmek uygun değildir. Böyle bir yaklaşım, insanın ruhî ve mânevî boyutlarının ihmal edilerek sadece bedenî ihtiyaçlarıyla tanıtılması anlamına gelir. Evlenme ve aile hayatı eşlerin hem düzenli ve meşrû tarzda cinsel ihtiyaçlarını karşılamasına hem de birbirlerine maddî ve mânevî destek olarak hayat arkadaşlığı kurmasına vesile olduğundan çok yönlü yarar ve hikmetler taşır. Âyette de bu farklı yönlere işaret vardır. Her iki yön ile irtibatı bulunan üçüncü bir nokta ise, aile hayatını bütün canlıların tabiatlarında saklı bulunan "neslini devam ettirme" güdüsünü en tabii ve mâkul biçimde karşılıyor olmasıdır. İşte evlilik kurumunu ve aile hayatını, bu üç yönün meşrû ve mâruf, yani dinin ve aklın yadırgamadığı ilkeler ve kurallar çerçevesinde karşılanması şeklinde değerlendirmek gerekir. Meşrû bir evlilik içerisinde insan bu üç ihtiyacını da karşılama imkânını elde eder. Evlenen taraflar, bu sayede kendi hayatlarıyla ilgili olarak cinsel arzu ve ihtiyaçlarını ve mânevî huzur, sükûn ile dayanışma ve paylaşım ihtiyacını karşıladıkları gibi, bütün canlıların fıtrî özeliği olan nesli devam ettirme eğilimlerini de gerçekleştirmiş olurlar. Bu sebeple de evlilik kurumu, kısaca değinilen bu üç yönlü arzu ve isteklerin insanlık onuruna uygun tarzda ve meşrû bir şekilde tatmini amacına yönelik olarak tarih boyunca değişik din, kültür ve medeniyetlerde -farklı şekil ve kurallarla da olsa- tanınan ve toplumun çekirdeği olarak varlığını koruyan bir kurum olmuştur. İslâm dini evlilik kurumuna ilişkin düzenlemeler yaparken, öncelikle evliliğin anılan bu üç yönünü dikkate almış ve bunun meşrû ve mâruf dairede nasıl gerçekleştirileceğine ilişkin belirlemeler getirmiştir. Zina yasağı ve bunun suç telakki edilerek ağır cezalara çarptırılması, aynı şekilde iffeti lekelemeye yönelik iftiranın aynı zamanda suç sayılıp buna da dünyevî ceza tertip edilmesi bu yönde atılan adımların en köklüsüdür. Bu suretle gayri meşrû ve nikâhsız beraberlikler çirkin görülmüş ve evlenme teşvik edilmiştir. Bundan sonraki adım, evlenmeye ilişkin bazı sınırlama ve kayıtların getirilmesidir. Bu arada evlenilmesi haram olan kadınlar muharremât Kur'an'da ayrıntılı olarak sayılmış ve aile hayatına ilişkin bazı hükümler sevkedilmiştir. Bununla birlikte Kur'an ayetlerinin aile hayatına ve aile içi ilişkilere yönelik düzenlemeleri hukukî nitelikler de taşımakla birlikte daha çok dinî ve ahlâkî boyuttadır. İSLAM'A GÖRE AİLE HAYATI NASIL OLMALIDIR? Kur'an insanları evliliğe teşvik eder, evliliğin çeşitli fayda ve hikmetlerine işaret eder en-Nisâ 4/3, 24; en-Nahl 16/72; er-Rûm 30/21, evliliği kocanın karısına verdiği "sağlam bir teminat" olarak nitelendirir en-Nisâ 4/21, kadının kocası kocanın da karısı üzerinde birtakım haklarının bulunduğunu bildirmekle birlikte el-Bakara 2/228, 233; en-Nisâ 4/4, 20-21; et-Talâk 65/7 bu hakların ne olduğu konusunda ayrıntıya girmek yerine "mâruf" ölçütünü getirir. Mâruf ilâhî beyan yanında, İslâm toplumunun anlayış, ihtiyaç ve geleneği çerçevesinde oluşan, gerektiğinde değişen ve gelişen bir ölçüttür. Evet, Kur'an prensip itibariyle erkeklere kadınlarla iyi geçinmeyi tavsiye ederek en-Nisâ 4/19, evlilik bağının korunmasında kocaya daha ağır bir sorumluluk yükler en-Nisâ 4/34. Taraflar arasında geçimsizlik olduğunda da taraflara sabır ve hoşgörüyü öğütler en-Nisâ 4/19, 34, topluma da hakemler vasıtasıyla eşlerin arasını bulma görevi yükler en-Nisâ 4/35. Geçinme imkânı yoksa güzellikle ayrılmayı, karşılıklı olarak haklara saygı göstermeyi ister et-Talâk 65/1-2, 6-7. Görüldüğü kadarıyla Kur'an, aile hayatını karşılıklı anlayış ve olgunlukla yürütülecek insanî bir müessese saydığından aile fertlerinin hak ve görevlerini net çizgilerle belirtmemiş, evliliğin hukukî çatısı ve sonuçları üzerinde ayrıntıya girmemiş, her zaman olduğu gibi bu konuda da taraflarda temel insanî ve ahlâkî erdemlerin oluşmasını, kişilerin Allah'tan çekinir, kuldan utanır bir sorumluluk bilincine ulaşmasını aile hayatının sağlam kurulması ve iyi işlemesi için vazgeçilmez bir ön şart olarak tanıtmıştır. Gerçekten de insanî ve hukukî ilişkilerin sağlıklı bir çizgide seyredebilmesi ancak böyle sağlam bir zeminde mümkün olabilir. Çünkü toplum ve hukuk düzeni tarafların arasına alışveriş, ödünç, kiralama gibi borç ilişkilerinde pek giremediğine, aksaklıklara ancak dışa aksettiğinde muttali olup müdahale edebildiğine göre, evlilik gibi kendine has insanî yönleri, gizlilik ve mahremiyetleri bulunan bir müesseseyi dıştan müdahale ile iyileştirme âdeta imkânsızdır ve çoğu zaman da geç kalmış bir müdahale olduğundan sonuçsuz kalır. Burada önemli olan, problemi doğduktan ve aleniyet kazandıktan sonra çözmek değil, o problemin doğmasına fırsat vermemek veya ilk kademelerde sıkıntıyı giderebilmektir. Bu da doğrudan doğruya tarafların şahsiyetleriyle, insanî ve ahlâkî meziyetlerinin gelişmişliğiyle alâkalı bir meseledir. Bunun için de Kur'an ve Sünnet'in aile hayatına ilişkin belirleme ve önerilerinde yönü hukukî olaya değil taraflaradır, onların bu sorumluluğu üstlenebilecek ve dengeli şekilde götürebilecek yeterli kıvama kavuşmasıdır. Bu gerçekleştikten sonra hukukî kurallar, ilişkilerin şekil yönü fazla önem taşımayabilir. Tarih boyunca İslâm toplumlarında aile hayatına ilişkin hukukî kurallar ve toplumsal telakkiler ne yönde gelişirse gelişsin aile hayatının genelde sağlam temeller üzerine kurulmuş ve sağlıklı bir işleyiş göstermiş olmasının temelinde de bu yatar. İslâm hukukçuları kadın-erkek ilişkisinin, fıtrî ve doğal ihtiyaç boyutlarını Kur'an'da çerçevesi çizilen ve esasen bu ihtiyaçların temiz ve nezih bir şekilde karşılanmasını hedefleyen ahlâk ilkelerine uygun olarak çeşitli hukukî düzenlemeler yapmışlar, evlenme ve boşanmayı, aile fertlerinin karşılıklı hak ve görevlerini, konunun toplumu ve hukuk düzenini ilgilendiren yönlerini en ince ayrıntısına kadar belirlemeye çalışan bir hukuk doktrini geliştirmişlerdir. Onların bu düzenlemeleri yaparken konuyla ilgili olarak Kur'an ve Sünnet'te yer alan emir ve tavsiyelerin yanı sıra içinde yaşadıkları toplumun örf, âdet ve telakkilerini de dikkate aldıkları kuşkusuzdur. Bu itibarla klasik doktrinde aile hukukuna ve aile hayatına ilişkin bilgi ve görüşler izlenirken bu noktanın göz önünde tutulması yararlı olur. Son dönemlerde modern anlayış ve yaklaşımların da etkisiyle evlenme akdinin şekil şartları, evlilikte mal rejimi, aile reisliği, boşama yetkisi gibi konular tartışılmaya, bu konularda klasik fıkıh doktrinindeki görüşlerin veya çağdaş telakki ve uygulamaların değişmez nihaî değer ve hedefler olup olmadığı karşılıklı olarak öne sürülmeye başlanmıştır. Bu tür iddiaların bütün yönleriyle ele alınıp tartışılması ve sonuca bağlanması bu ilmihalin amacını ve hacmini aşar. Bununla birlikte, bu tür konuları soğukkanlı bir şekilde tartışma imkânı bulunduğunu, bunların dinin dogmatik önermeleri olarak değil, temel ilke ve amaçların belli zaman ve zemin şartları içinde gerçekleştirilmesini en güzel bir şekilde sağlamaya yönelik düzenlemeler olduğunu düşünmek mümkün ve belki daha doğrudur. Öte yandan çağdaş toplumların uygulamalarını da tek değer ve ölçü almak insanlığın gelişim ve değişim çizgisini görmezden gelmek, toplumsal realiteye takılıp kalmak, bilim ve dinin, akıl ve düşüncenin bu konularda yapabileceği olumlu katkıyı peşinen inkâr etmek anlamına gelir. İSLÂM HUKUKUNUN KLASİK DOKTRİNİNDE YER ALAN HÜKÜMLER Bundan sonraki başlıklar altında, aile hayatına ilişkin olarak İslâm hukukunun klasik doktrininde yer alan hükümler, kural ve öneriler ele alınacak ve bu bağlamda tarihî sürece ve günümüz problemlerine temas edilecektir. Hemen ifade edelim ki, İslâm hukukunun klasik doktrininde yer alan bu bilgilerin bir kısmı konuyla ilgili bir âyet ve hadisin yorum ve uygulaması, daha büyük bir diğer kısmı da müslüman toplumların tarihsel tecrübesi, uzun bir zaman diliminde oluşan ve içinde bulunulan şartlarla sıkı bağlantısı olan bilgi birikimi ictihad niteliğindedir. Bununla birlikte, aralarında kaynak ve mahiyet farkı bulunsa ve bu farkın göz ardı edilmemesi her zaman büyük bir önem taşısa bile her iki grup bilgi Müslümanlar nezdinde farklı sebeplerle de olsa daima önemini korumuştur.
Ucuz konut müjdesi ile ilgili detaylar belli olmaya başladı. Dar gelirli vatandaşların ev sahibi olabilmesine olanak sağlayacak projede yüzde 10 peşinat ile kira öder gibi konut almak mümkün olacak. Hiç evi olmayan vatandaşa; 20 yıl vadeli ve uygun konutlar taksitlerle satışa sunulacak. İşte dev projenin detayları...• 08 Ağustos 2022 - 0812 • Son Güncelleme 08 Ağustos 2022 - 0818• 08 Ağustos 2022 - 0812 • Son Güncelleme 08 Ağustos 2022 - 08181Tüm Türkiye'nin heyecanla beklediği Cumhuriyet tarihinin en büyük sosyal konut hamlesi başlıyor. Eylül ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklayacağı dev sosyal konut projesi kapsamında hiç evi olmayan vatandaşa; konut, arsa, işyeri 20 yıl vadeli ve uygun taksitlerle satışa merakla beklediği kampanya kapsamında konut sayısı illerden gelen talebe göre belirlenecek. Edinilen bilgilere göre, büyük şehirler başta olmak üzere 81 ilde 450-500 bin konut ve işyeri yapılması Seda Tabak'ın haberine göre, projenin tüm ayrıntılarını Cumhurbaşkanı Erdoğan eylülde vatandaşa EVLİYE EV MÜJDESİ TOKİ'nin daha önce yaptığı sosyal konut projelerini içeren kampanyalarda evi olmayan emeklilere de ayrı kota tarihinin en büyük sosyal konut hamlesi olacak yeni projede ise; dar gelirliler, emekliler, şehit ve gazi yakınlarının yanı sıra gençler ve yeni evlenecekler de ayrı kota içinde şehirleri ve İstanbul'da belirli aile geliri üst sınırı ve daha önce evi olmaması koşullarının aranacağı kampanyada başvuruların ardından kura yolu ile konut edinimi AY VADE İMKÂNI VAR Sosyal konutun yanı sıra üretim ve istihdamı artırmak için ülkenin birçok noktasında küçük ve orta ölçekli işletmeler için sanayi tesisleri inşa konut anlayışıyla yürütülecek projede vatandaş uzun vade ve düşük taksitlerle işyeri sahibi bilgilere göre yapılan çalışmalar kapsamında vatandaşa kira öder gibi işyeri sahibi olması için 20 yıl vadeli ödeme koşulu sağlanması FAZLA PAY İSTANBUL'A Sosyal konutta İstanbul'a önemli bir pay ayrılacağını ifade eden Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, "81 ilimizde olduğu gibi İstanbul'umuza yeni on binlerce konut yeni evli kardeşlerimize, engelli kardeşlerimize; emeklilerimize, şehit ve gazi ailelerimize özel kontenjanlar ayıracağız. Evi olmayan tek bir kardeşimiz kalmayana dek bu çalışmayı azim ve kararlılıkla sürdüreceğiz" diye ÖDER GİBİAltyapılı arsa satışı projesinde ise hiç evi olmayan vatandaşa istediği gibi ev yapma imkânıyla yine uygun ödeme koşullarının sağlanması planlanıyor. Rekor sayıdaki sosyal konutların amacı vatandaşın erişilebilir şartlarda kira öder gibi ev sahibi olmasını sağlamanın yanı sıra; fahiş artan kira rakamlarını düşürmek ve salgın döneminde daralan konut arzını hızla artırarak inşaat sektörünü arsa satışı projesinde ise hiç evi olmayan vatandaşa istediği gibi ev yapma imkânıyla yine uygun ödeme koşullarının sağlanması EYLÜLDE AÇIKLANACAK Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde Cumhuriyet tarihinin en büyük sosyal konut hamlesini başlattıklarını aktaran Bakan Kurum, söyle devam etti "Sosyal konut projesinde toplamda 1 milyon 170 bin rakamına sayı dünyanın hiçbir yerinde yok. 1 milyon 170 konutu bitirdik ve vatandaşlarımıza teslim ettik. Sayın Cumhurbaşkanımız milletimize Eylül ayında yeni bir sosyal konut projesi yapacağımızı müjdelediler. Çalışmaları hızlı bir şekilde yürütüyoruz."
aile hayatı ile ilgili kıssalar